MÜFİDE NUR SEDEF


SESSİZCE SİLİNEN CUMHURİYET

Bir dönemin çocukları için karne, yalnızca ders notlarının yazılı olduğu sıradan bir belge değildi. O karton kapaklı kâğıt, bir devlet aklının, bir eğitim anlayışının ve bir Cumhuriyet hafızasının taşıyıcısıydı.


Bir dönemin çocukları için karne, yalnızca ders notlarının yazılı olduğu sıradan bir belge değildi. O karton kapaklı kâğıt, bir devlet aklının, bir eğitim anlayışının ve bir Cumhuriyet hafızasının taşıyıcısıydı. Açtığınızda sizi karşılayan Atatürk portresi, bu ülkenin hangi değerler üzerine kurulduğunu sessiz ama net bir biçimde hatırlatırdı.

Bugün karneler var. Ama Atatürk yok.Son yıllarda karnelerden Atatürk fotoğrafının kaldırılması, ilk bakışta “küçük bir tasarım değişikliği” gibi sunulabilir. “Bir resmin eksilmesi neyi değiştirir?” diye soranlar çıkabilir. Oysa mesele bir fotoğraf değil; mesele hafıza, sembol ve bilinçtir.Mustafa Kemal Atatürk, bu ülkenin yalnızca kurucusu değil; eğitimi çağdaşlaşmanın temel taşı olarak gören bir liderdir. “En büyük eserim” dediği Cumhuriyet’i, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesillerle yaşatmayı hedeflemiştir. Karnelerdeki Atatürk fotoğrafı da işte bu anlayışın sessiz ama güçlü bir yansımasıydı.Bugün çocuklar, bir eğitim yılının sonunda ellerine aldıkları karnede artık Atatürk’ün yüzüyle karşılaşmıyor. Bunun yerine sade, ruhsuz, kimlikten arındırılmış bir belge alıyorlar. Bu bir tesadüf mü, yoksa bilinçli bir tercihin sonucu mu? Tartışılır. Ancak sonuç açıktır: Cumhuriyet’in sembolleri eğitim hayatından sistemli biçimde çekilmektedir.Bu ülkede Cumhuriyet değerleri bir gecede, bir kararla yok edilmedi. Gürültü olmadı, açık yasaklar gelmedi. Bunun yerine sessizlik tercih edildi. Alıştıra alıştıra yapılan hamleler devreye sokuldu.İlk olarak Andımız alındı çocukların dilinden. Her sabah okul bahçelerinde yankılanan o sözler, ortak bir yurttaşlık bilincini temsil ediyordu. “Ayrıştırıcı” denilerek kaldırıldı. Tartışıldı, itiraz edildi… Sonra toplum sustu.

Sessizlik, ikinci adımı getirdi.

Atatürk, eğitim hayatında yavaş yavaş geri plana itildi. Okul duvarlarından, ders kitaplarından, törenlerden… Görünürlük azaldıkça Cumhuriyet bilinci de zayıflatıldı. Milli bayramlar coşkusunu kaybetti, törenler formaliteye dönüştü.

Ve bugün gelinen noktada Atatürk artık karnelerde de yok.

Bir çocuğun eline verilen karne, sadece notların yazılı olduğu bir kâğıt değildir. O belge, devletin eğitime bakışının aynasıdır. Karnedeki Atatürk fotoğrafı, bu ülkenin hangi değerler üzerine kurulduğunu hatırlatıyordu. Şimdi o hatırlatma da ortadan kaldırıldı.

Bu bir tasarım meselesi değil, bilinç meselesidir. Bu bir detay değil, yön meselesidir.

Toplumların geleceği, çocuklarına neyi gösterdiğiyle, neyi görünmez kıldığıyla şekillenir. Atatürk’ü karne sayfalarından çıkarmak, onu çocukların gündelik hayatından da uzaklaştırmanın bir adımıdır. Tarih kitaplarının sayfalarına sıkıştırılan bir Atatürk anlayışı, yaşayan bir Cumhuriyet bilinci yaratamaz.

Eğitim yalnızca matematik, fen ya da dil öğretmez; değer aktarır. Bayrağın, marşın, kurucu liderin anlamını hissettirmeden verilen eğitim eksik bir eğitimdir. Atatürk’ün fotoğrafı bir ideolojinin değil; bu ülkenin kuruluş felsefesinin simgesidir.

Sorulması gereken soru şudur:

Atatürk’ten arındırılmış bir eğitim sistemi, çocuklara nasıl bir gelecek vaadi sunuyor? Kimliğini tanımayan, geçmişini bilmeyen bir nesilden güçlü bir yarın beklenebilir mi?Karnelerden kaldırılan yalnızca bir resim değildir. Bu, Cumhuriyet hafızasına atılmış küçük ama anlamlı bir çiziktir. Ve her sessiz çizik, zamanla büyük bir silinmeye dönüşür.

Bu yazı bir nostalji değildir. Bu yazı, bugüne dair bir uyarıdır. Çünkü bir nesilden önce Andını, sonra Atatürk’ünü alanlar; yarın o nesilden Cumhuriyet bilinci bekleyemez.

Ve tarih, bunu mutlaka not eder.