Ramazan ayı geride kaldı, bayram günleri yaşandı ve şehir bir kez daha o bildik telaşın içinden geçti. Sofralar kuruldu, ziyaretler yapıldı, mesajlar paylaşıldı. Görünen tabloya bakıldığında, bayramın tüm ritüelleri eksiksiz yerine getirilmiş gibiydi.
Ancak sahaya yansıyan gerçek, bu görüntünün çok ötesindeydi.
Bayramın ilk saatlerinden itibaren şehirde iki ayrı duygu yan yana ilerledi. Bir yanda bayram ziyaretine gidenler, diğer yanda siren sesleriyle bölünen yollar… Her bayram olduğu gibi bu bayramda da trafik kazaları, ani kayıplar ve yarım kalan hayatlar kaçınılmaz bir tablo olarak karşımıza çıktı.
Bu artık bir tesadüf değil.
Her bayram tekrarlanan bu acı tablo; dikkatsizliğin, ihmalkârlığın ve “bize bir şey olmaz” anlayışının sonucudur. Aynı hatalar, aynı sonuçları doğurmaya devam ediyor. Bayram sevincinin, birkaç saat içinde yerini acıya bırakması ise bu gerçeği görmezden gelmenin bedelidir.
Mezarlıklarda yaşanan yoğunluk ise bu bayramın en sessiz ama en çarpıcı görüntüsüydü. Ellerinde çiçeklerle kabir başına gelenler, edilen dualar, gözlerde biriken yaşlar… Orada eksik olan hiçbir duygu yoktu. Aksine, fazlasıyla vardı. Özlem, pişmanlık, hasret ve en çok da “keşke”ler…
Çünkü bazı şeyler, hayattayken tamamlanmadığında; bayramlar sadece hatırlatan birer güne dönüşüyor.
Bir başka gerçek ise gurbette geçen bayramların sessizliğiydi. Memleketinden uzakta bayram sabahına yalnız uyananlar, ailesinin sofrasına oturamayanlar, bir ekran aracılığıyla bayramlaşmak zorunda kalanlar… Kalabalıklar içinde yalnızlaşan insanların sayısı her geçen gün artıyor. Çünkü mesafeler artık sadece kilometrelerle ölçülmüyor.
Ramazan boyunca sabrı, paylaşmayı ve birlikte olmanın değerini yeniden hatırlıyoruz. Ancak bayramla birlikte bu değerleri aynı şekilde sürdüremediğimiz açıkça görülüyor.
Çünkü biz artık bayramı yaşadığımızı sanıyoruz.
Oysa gerçekte sadece bir günü daha geride bırakıyoruz.
Bayram; ziyaret edilen değil, hissedilen bir değerdir. O değerin içi boşaldığında geriye sadece alışkanlıklar kalır. Sahadan yansıyan tablo da bunu açıkça ortaya koyuyor:
Sevdiklerimizin kıymetini ertelediğimiz her an,
yarım kalan bir bayramın başlangıcıdır.
Ve bazı bayramlar…
takvimde yaşanmış görünse de,
insanların içinde tamamlanmadan kalır.


