Adana...
Sadece kebabın, şalgamın, pamuğun başkenti değil...
Türkiye’nin sanayi hafızası...
Bereketli toprakların, mert insanların şehri.
Yıllarca "Uyuyan dev" dediler. Aslında uyutuluyordu. Potansiyeli vardı ama kimse bunu kullanmaya yanaşmıyordu.
Kaç kez; "İktidar bu kente şaşı bakıyor" diye yazdım ben bile hatırlamıyorum.
Bu yazı son zamanlarda atılan adımlarla birlikte iktidara bir hakkı teslim etme yazısıdır.
Son bir haftada sokakta, çarşıda, sanayide yüzlerce insanla hasbihal ettim. Gördüm ki Adana adlı o uyuyan dev artık uyanıyor.
Hem de ne uyanış...
Şehrin güneyine; Ceyhan’a, Yumurtalık’a, Karataş’a bir dürbünle dikkatle baktığınızda göreceğiniz şey inşaat değil, Türkiye’nin geleceği olacaktır.
Eskiden "Adana" denince akla sadece uçsuz bucaksız tarlalar gelirdi. Çok yakında bacalı-bacasız sanayi, taşı toprağı ekonomiye katkı verecek bir kent gelecek.
Devlet, Adana’nın güney hattına adeta bir "Kazanç Koridoru" oluşturmuş.
Laf değil, icraat...
Kağıt üzerinde değil, sahada hummalı bir çalışma.
Ceyhan Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi...
Türkiye’nin enerji kalbi burada atacak desek, abartmış olmayız. Mesele sadece petrol boru hatlarının geçtiği bir kavşak olmak değil. Mesele, o petrolü işlemek, katma değere dönüştürmek.
Ceyhan Kimya Endüstri Bölgesi resmen ilan edildi.
Bu ne demek? Yıllarca milyar dolarlarımızı yurt dışına akıttığımız petrokimya ürünlerini artık biz üreteceğiz demek.
Dışa bağımlılığın belini kırmak demek.
Ceyhan Polipropilen Tesisi yapılıyor.
Sadece bu tesis bile tek başına cari açığa neşter vuracak.
Üretim, üretim, inadına üretim...
Biraz daha öteye, Yumurtalık tarafına uzanıyoruz.
Orada da bir hayal gerçek oluyor: Doğu Akdeniz Ana Konteyner Limanı.
Yıllardır konuşulurdu; "Akdeniz'in Rotterdam'ı olur mu?" diye.
Bal gibi oluyor.
9 milyon konteyner kapasitesi...
Dile kolay.
Bu liman sadece Adana’nın değil; Orta Anadolu’nun, hatta Orta Asya’nın dünyaya açılan kapısı olacak.
Bir şehir düşünün ki; enerjisi var, sanayisi var, şimdi de devasa bir kapısı oluyor dünyaya.
Lojistik demek, ticaret demek. Ticaret demek, esnafın yüzünün gülmesi demek.
Peki ya tarım? Sanayi geliyor diye tarım ölüyor mu?
Hayır... Tam tersine, tarım da sanayileşiyor, modernleşiyor.
Rotamızı Karataş’a çeviriyoruz.
Türkiye’de bir ilk...
Tarıma Dayalı Sera İhtisas OTB.
Bildiğiniz seralardan bahsetmiyoruz. Teknoloji üssü gibi...
Topraksız tarım, modern üretim.
Sadece burada 5 bin kişiye ekmek kapısı açılacak.
Ve işin en güzel yanı ne biliyor musunuz?
Bu istihdamın büyük çoğunluğu kadınlarımız olacak.
Kadının elinin değdiği yerde bereket olur.
Yine Karataş’ta, Su Ürünleri İhtisas OTB kuruluyor.
Verimsiz, bataklık denilen yerler, balık üretim üssüne dönüşüyor.
Denizden babamız çıksa yeriz ama artık denizden 'döviz' çıkaracağız.
Adana’da liste uzun...
Tekstilkent, Mobilyacılar Sitesi, Ayakkabıcılar Sitesi...
Gıdacılar, Matbaacılar...
Sanayicilerimizin devasa yatırımları...
Her yer şantiye, her yer atölye.
Bu yatırımların toplamına baktığınızda ortaya çıkan tablo şudur: Adana, 'tüketen şehir' değil, 'üreten ve kazandıran şehir' kimliğine sıkı sıkıya sarılmış.
Ceyhan’daki petrokimya tesisinden çıkacak ürün, İstanbul’daki fabrikayı besleyecek.
Yumurtalık’taki limana gelen gemi, Kayseri’deki sanayicinin malını taşıyacak.
Karataş’ta yetişen domates, Avrupa’nın sofrasına gidecek.
Bu yatırımların maddi karşılığı milyar dolarlarla ölçülür.
Rakamlar, istatistikler, raporlar...
Hepsi ortada ama bu işin bir de manevi boyutu var ki, parayla ölçülemez. O da 'umut'tur.
Adanalı bir gencin "Bu şehirde iş yok, İstanbul'a mı gitsem?" diye düşünmemesidir.
Kendi memleketinde, kendi toprağında doymasıdır.
Ceyhan’da, Yumurtalık’ta kurulacak o dev tesislerde çalışacak mühendislerin, işçilerin, teknisyenlerin gururudur.
Adana, üzerine serpilmiş ölü toprağını attı.
Güneyin sıcak insanları, şimdi ekonominin ateşini harlıyor.
Devletin bu vizyonu, özel sektörün cesaretiyle birleşince ortaya çıkan fotoğraf net: Yarınların Adana’sı, bugünden çok daha güçlü, çok daha zengin.
Bizden söylemesi...
Gözünüz Adana’da olsun.
Çünkü Çukurova’da güneş, artık bir başka doğuyor.