Türkiye İstatistik Kurumu diyor ki; Kozan’ın nüfusu 2025’te 132 bin 572. Bir yıl önce 132 bin 910’du. Yani küçücük bir düşüş gibi duruyor. Ama mesele rakam değil. Mesele yön. Mesele gidişat.
Kozan’ın en kalabalık mahallesi Karacaoğlan, en küçüğü 29 kişiyle Gökçeli. Bir mahalle düşünün, neredeyse bir apartman kadar. İstatistik değil bu, sosyolojik alarm.
25 yıl önce köylü üretirdi. Ürettiğini satardı. Sattığıyla geçinirdi. Kimse köyden kaçmazdı. Yaz gelince şehirden köye gidilirdi. Amcanın evine, halanın bahçesine, dedenin avlusuna… Köy kalabalıktı, köy canlıydı, köy nefes alıyordu. Şimdi? Köyler karanlık. Sessiz. Işığı var ama hayatı yok.
Toroslar’ın eteklerinde “orman zarar görüyor” denilerek hayvancılık kısıtlandı. Zaten su yoktu, toprak verimsizleşmişti. Üretim düştü. Köylünün elinden önce hayvanı alındı, sonra umudu gitti. Mecburen şehre indi. Çocuğunu kurtarmak için. Kendini kurtaramayacağını bile bile… Köylü şehre göçtü ama şehir köylüyü kabul etmedi. Mesleği yoktu, sermayesi yoktu. Şehirde de kayboldu gitti.
Kimisi Kozan merkezde tutunmaya çalıştı. Kimisi “burada para yok” deyip başka şehirlere gitti. Çocuklar Kozan’da kaldı, babalar gurbette… Aylar geçti, yıllar geçti. Nüfus kâğıt üstünde var ama hayatta yok. Kozan yaşlanıyor. Türkiye yaşlanıyor. Dünya yaşlanıyor.
Buğday vardı. Yayla domatesi vardı. Kiraz vardı. Elma vardı. Şimdi ne var? Beton. Sessizlik. Kilitli kapılar. Köylere artık kim gidiyor biliyor musunuz? Zenginler. Dubleks yaptıranlar, tripleks yaptıranlar… “Doğal yaşam” diye Instagram hikâyesi atanlar. Köylü ile zengin yer değiştirdi. Üreten gitti, gösteren geldi.
Köyde kendi kendine yetebilen insanlar, şehirde marketten yumurta alır hale geldi. Daha acısı ne biliyor musunuz? Köyde yaşayan birinin şehirden tavuk alıp köyüne götürmesi. Köyde yumurta üretmeyen köy olur mu? Oluyormuş demek ki. Demek ki artık onu bile üretecek hâlimiz kalmamış.
Doğurganlık oranı düşüyor. Bir zamanlar bir kadın yedi-sekiz çocuk doğururdu, şimdi bir çocuk bile “lüks”. Sebep belli: Ekonomi. Belirsizlik. Gelecek korkusu. 2050’de, 2060’ta bu ülkenin nüfusu artmak yerine 65 milyonlara düşerse kimse şaşırmasın. Çünkü kimse yarınına güvenmiyor.
Belki de soru şu:
Yanlış yerde mi arıyoruz çözümü?
Köylere geri dönsek… Tavuk yetiştirsek… Keçi baksak… Koyun baksak… Toprağı yeniden tanısak… Kötü mü olur? En azından yumurtayı, peyniri, eti bildiğimiz yerden alırız. Topraktan.
Çünkü mesele sadece Kozan değil.
Mesele nüfus değil.
Mesele bir ülkenin üretme kabiliyetini kaybetmesi.
Ve bu, hiçbir istatistik tablosuna sığmıyor.