MÜFİDE NUR SEDEF

Tarih: 18.02.2026 12:50

UCUZ İŞ, PAHALI HAYALLER

Facebook Twitter Linked-in

Ben hem gazetede çalışıyorum,
hem tasarım yapıyorum,
hem reklam dünyasının içindeyim,
hem de video kesiyorum, montaj yapıyorum.
Yani hem sahadayım,
hem masadayım,
hem bilgisayarın başında sabahlayanlardanım.
Ve yıllardır değişmeyen tek şey şu:
Herkes büyük hayaller kuruyor,
ama kimse o hayalin bedelini ödemek istemiyor.
Yerel işletmelerin dili aynı:
“Bizi bir dünya markası gibi göster.”
Ama bütçe sorunca ton değişiyor:
“Abi çok da uçmasın ya…”
İşte bütün sektörün özeti bu iki cümle arasında sıkışmış durumda.
Biz reklamcılar, grafikerler, editörler, video editörleri;
sadece afiş yapmıyoruz.
Sadece logo çizmiyoruz.
Sadece video kesmiyoruz.
Sadece post atmıyoruz.
Biz algı inşa ediyoruz.
İmaj kuruyoruz.
Markaya kimlik kazandırıyoruz.
Bir hikâyenin dilini, ritmini ve yüzünü oluşturuyoruz.
Ama dışarıdan bakınca yaptığımız iş
“iki renk, bir yazı, biraz müzik.” gibi görünüyor.
Kimse şunu görmüyor:
Bir tasarımın arkasında saatlerce düşünmek var.
Bir haber başlığında kelime savaşı var.
Bir reklam videosunda defalarca kesip yeniden yapmak var.
Bir sloganda onlarca silip baştan yazma var.
Gazetede bir sayfa hazırlanır,
kimse o sayfanın kaç kez bozulduğunu bilmez.
Bir video yayına girer,
kimse onun kaç saatlik ham görüntüden çıktığını görmez.
Bir afiş asılır,
kimse onun kaç tasarımın içinden seçildiğini hatırlamaz.
Ama para konuşulunca cümle hep aynı:
“Bir logo yapacaksın, ne var bunda?”
“Bir afiş işte, yarım saatlik iş.”
“Bir video kestin, zaten program var.”
“Bir post atılacak, şablonlar hazır.”
Kimse matbaaya gidip:
“Kağıt işte, ucuza bas.” demiyor.
Kimse kameramana:
“Bir tuşa bastın, ne istiyorsun bu kadar?” demiyor.
Kimse muhabire:
“Bir röportaj yaptın, ne var bunda?” demiyor.
Ama konu reklam olunca,
konu tasarım olunca,
konu fikir olunca…
Herkes uzman.
En ironik tarafı şu:
En çok para kazanan işletmeler,
en az bütçeyi reklama ayıranlar oluyor.
Sonra müşteri gelmeyince suç yine bizde:
“Reklam işe yaramadı.”
“Bu logo tutmadı.”
“Bu video izlenmedi.”
“Bu afiş bizi büyütmedi.”
Belki de sorun tasarımda değil.
Sorun tasarıma bakışta.
Çünkü ucuz işten kaliteli algı çıkmaz.
Ucuz fikirden güçlü marka doğmaz.
Ucuza yapılan reklam, pahalı hayali taşımaz.
Biz bu mesleği yapanlar;
sadece ekmek parası kazanmıyoruz.
Bir markanın kaderine dokunuyoruz.
Bir işletmenin vitrini oluyoruz.
Bir hikâyenin sesini, yüzünü ve ruhunu kuruyoruz.
Ama çoğu zaman değerimiz,
fiyat listesiyle ölçülüyor.
Emeğimiz, “indirim olur mu?” sorusuna sıkışıyor.
Oysa tasarım masraf değil, yatırımdır.
Reklam gider değil, gelecektir.
Video sadece görüntü değil, hafızadır.
İletişim lüks değil, zorunluluktur.
Marka olmak isteyen herkes şunu kabul etmeli:
Büyümek istiyorsan önce zihniyetini büyüteceksin.
Dünya markası hayali kuruyorsan,
mahalle bütçesiyle düşünmeyeceksin.
Belki de artık şunu kabul etmenin zamanı geldi:
Bu şehirde, bu ülkede, bu sektörde
marka olmak isteyen herkesin önce
reklamcısına, grafikerine,
editörüne, video editörüne,
metin yazarına, fotoğrafçısına
gerçekten kulak vermesi gerekiyor.
Çünkü biz sadece bir şey “yapmıyoruz”,
biz bir şey “oluşturuyoruz”.
Sadece görsel üretmiyoruz,
algı inşa ediyoruz.
Sadece metin yazmıyoruz,
markanın karakterini kuruyoruz.
Sadece video kesmiyoruz,
bir hikâyenin ritmini belirliyoruz.
Ve evet, belki her zaman anlaşılmayacağız.
Belki yine “pahalı” bulunacağız.
Belki yine “şunu biraz daha kısalt” diyenler olacak.
Belki yine “bir de bunu ekleyelim ama bütçe aynı kalsın” denecek.
Ama şunu biliyoruz:
Bir gün gerçekten büyüyen markalar olacaksa,
onlar ucuz işlerle değil,
değer verilen fikirlerle büyüyecek.
Ve o gün geldiğinde,
kimse “keşke daha ucuza yapsaydık” demeyecek.
Herkes şunu diyecek:
“İyi ki baştan doğru insanlarla çalışmışız.”


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —